Samsun
25 Temmuz, 2024, Perşembe
  • DOLAR
    33.04
  • EURO
    35.99
  • ALTIN
    2501.8
  • BIST
    10871.48
  • BTC
    64938.682$

Sarı, 31 Mart

02 Nisan 2024, Salı 23:08

Türk toplumu Mayıs sürecinde siyasal-sosyal-ekonomik vb./ideolojiye dayalı olmayan “konsensusu” yeterince beğenmedi.

Zaten konsensusun gerçekliğine konsensusu sağlayanlar bile inanmadı.

Herkes, her kafadan ses etmeye başladı.

Özellikle Sayın Akşener, sanki istediği sosyopsikolojik ortamı bulmuş gibiydi.

“Kazanacak aday” ile başlayıp, “tarih yazmaya” kadar evrildi.

&

 

“İdeoloji ya da fikir tasarımı, düşünüş şekli” her birey ve siyasal kurumun en doğal hakkıdır. Hatta zorunluluğudur.

Elbette ki buradaki ideoloji sadece milliyetçilik, ulusalcılık, halkçılık, devrimcilik gibi makro milliyetçilik olmak zorunda değildir.

Liberal, neoliberal, sosyal liberal, kamucu, karma ekonomici, kalkınmacı, küreselci gibi ekonomik büyük kavramları da içerme mecburiyeti yoktur.

Daha mikro daha özgün daha somut ve daha yerel ideolojiler olabilir.

Örneğin; Çiftçi ve köylü öncelenebilir.

Kentleşme, sanayileşme, denizcilik, bölgesel kalkınma, bölgeler arası gelişmişlik farkını giderme gibi.

&

 

Ancak halkımız 31 Mart’ta konsensus yerine ayrı ayrı tanınan fikirlerin/ideolojilerin birlikteliğini onayladı.

Konsensus yerine, “fikirleri/ideolojiyi uzlaştırma” siyasetini seçti.

Yani fikirlerin birliğini, bir olmasını değil birlikte temsil edilmesini daha demokratik buldu.

 

Merkezde uzlaşma, tek bir merkez oluşturma yerine, "merkezde bir havuzda ayrı ayrı çatışma noktalarını saklı tutarak 'merkezi bir düşünce iklimini'" tercih etti.

 

Herkesin fikri herkese ama demokrasi hepimize demekti bu.

 

Ülkeye dair bütün olguların tartışılması, çözümlerin rekabetçi olması, buna dair gerekli demokratik ortamlara fırsat verilmesini istemek başka birşey;

 

Kimlik siyaseti,

İnançsal siyaset,

Coğrafi siyaset,

Ekonomik sınıfsal siyaset,

Radikal ideolojik siyaset başka bir şey dendi.

 

Bütün olgular üzerinde uzlaşılmış gibi yapıldığı konsensus siyasetini doğru bulmadım dedi.

 

Hatta konsensusa inanmadı.

 

İnanmasın istendi zaten!

 

Hem konsensusu sağlayan birkaç parti hem de iktidar bunun için bayağı bir çaba gösterdi.

Kısaca merkez sağ/sol/merkezci siyaset diye sunulan konsensusun gerçekliğini göremedi.

 

Oysa konsensus sadece siyasal bir içerik taşımıyordu.

 

İçinde bizlerinde olduğu yüzlerce insan büyük emekler vererek bir program ortaya koymuştu.

Fakat siyasal liderler programı değil, oyun bozmayı çağrıştıracak dili kullanmayı tercih ettiler.

Haydi biraz insaf edelim, ima etmekten imtina etmediler.

Ve sonuçta konsensusa dayalı yapıyı kabul ettiremediler.

Burada bazı partilerin ve liderlerin payı büyük olduysa da örtülü/gri bölgede kaldıkları için sorumluluğu Sayın KILIÇDAROĞLU’na yüklemeyi başardılar.

 

Bana göre bu sonuç, plana sadık kalınıp, hazırlanmış bir sonuç idi.

 

Sonrasında ise halk devreye girdi.

Bu partileri, “SARI, MUHALEFET VE SARI, MERKEZ PARTİSİ/PARTİLERİ” olarak deftere yazdı.

 

Aslında plan tıkır tıkır yürürken ve Kılıçdaroğlu faktörü ortadan kaldırılmışken 31 Mart seçimleri bir kısım SARI MUHALEFETE tarih yazacak bir ders verdi.

 

Turuncu kart çıkardı.

 

Ne yaptığınızı ve ne yapmaya çalıştığınızı gayet güzel anladım dedi.

 

OY’UNU BOZDU.

&

 

Şimdi ne olduğunu biraz genel bakış ile anlamaya çalışalım.

&


Kısaca toplum, siyasi reflex gösterdi.

Belki adını koyamadan.

 

&

 

Demokrasilerden aşırı radikal otoriter denilebilecek hibrit rejime geçişlerin geri dönüşü/mü birdenbire olmaz/olması zordur.

Geçiş partilerine ve iklimine ihtiyaç vardır.

Yani geldiği aynı yoldan geri dönmek için “Geçiş Partileri” ve süreçleri gereklidir.

Bizim açımızdan merkez iklimini yok ederek alınan yolu, ancak merkezi iklimi yeniden inşa ederek geri çevirmek mümkündür.

Bunun için gelirken yaşanan "GEÇİŞ SÜRECİNİ", giderken de inşa etmek gereklidir.

Gelirken 1999-2002/2007/2010 yıllarında, ANAP-DYP-DSP bu yolun araçları yapıldı.

 

Sonrası için İYİ Partiye ayrı bir parantez açmak lazım.

İYİ PARTİ bu sürecin geri çevrilmesi için büyük bir enerji/sinerji ile doğdu.

Öylesine birikmiş enerji vardı ki, ben dahil birçok insan şüphe duysa bile demokratik bir görev olarak dönüş sürecine sarıldı/destek oldu/katkı verdi.

Ancak parti yükselince hep bir şey oluyordu.

Birileri ya da bir şey partiyi geri çekiyordu.

Çok önce fark etti birçok kişi bu durumu.

Sanki bir oy bandı/kırılma noktası vardı.

Üçüncü bir parti %18 ve üzerine çıktığında AKP kaybediyordu ve burası geri çevirme/dönme noktası gibiydi.

7 Haziran 2015 seçimlerinde olduğu gibi.

Parti içi dinamikleri, partiyi merkezi noktada tutmaya çalışan dinamikleri (ve/veya rasyonel düşünen önemli bir kütlesi) son hamle olarak kötünün iyisi olarak (eleştirdiğim) konsensus için 14 Mayıs seçimini kazanmak için çabaladı.

Sonrası malum.

Her şey SARARDI!

 

SARI MERKEZ VE SARI MUHALEFET KAVRAMSAL OLARAK VÜCUT BULDU.

 

Peki, 31 Mart’ta toplum ne yaptı?

25 yıldır;

İçeriksiz,

Klişe,

Slogan ve demogojiden öteye geçemeyen,

Benmerkezci,

Kinci,

Hırs ve öfkeden beslenen ve en önemlisi süzme PRAGMATİST, KAVGACI sarı merkez siyasetine açıkça KART gösterdi.

 

Ve bu görevi de CHP'ye verdi.

Yani MERKEZ/İ MUHALEFET-SİYASET görevini.

 

Toplum, CHP'yi hem Cumhuriyetin ayakta kalan tek kurumsal/sivil organizasyonu olarak ödüllendirdi hem de MERKEZİ DÜŞÜNCE İKLİMİNİ temsil etme görevini geçici olarak CHP'ye vererek, ödevlendirdi.


Ancak bu ödev için 25 yıl sabretmeyecektir.

İlk seçimde ödevin karşılığını görmek isteyecektir.

 

Eğer bu iklimi teslim edebileceği farklı, yukarıdaki çerçevede, “MERKEZİ İKLİM SİYASET YAPISININ GERÇEK/SAMİMİ TEMSİLCİSİNİ” görürse, GEÇİŞ GÖREVİNİN adresini değiştirecektir.

Buradaki “gerçek ve samimi” kavramlarını tırnak içine alıyorum.

Gerçek ve samimi merkez nasıl olur sorusunun yanıtı geniş ve derin olmakla beraber; “fikirlerin birliği değil, fikirlerin birlikteliği” diyebilirim.

Yani 31 Mart’ta halkın teveccühü olan şey.

 

Geri dönersek; 31 Mart’ta yaşanan bu değişimin merkez/i siyaset ihtiyacı, 31 Mart öncesi kadar güçlü olmayacaktır.

Asıl paradoks ise bu değişim CHP’de de fazla stabil kalmayacaktır.

CHP, buradaki geçiş/ara istasyondur.

CHP’den bunu beklemek te haksızlık olur.

CHP, Merkez/i parti değildir.

Bana göre de ödev ve görev sürecini tamamladıktan sonra gerçek yerinde, sağlamlaşan yerindeki görev ve ödevlerini devam ettirmelidir.

 

Ancak CHP için bu geri dönüş oldukça zor bir karar olacaktır.

Çünkü CHP bu ödüle/ödeve sıkı sıkıya sahip çıkacaktır.

Çıkmak durumunda kalacaktır.

Üstelik bu durum, sadece genel merkezi değil, Sayın İmamoğlu'nu ve Yavaş'ı da doğrudan ilgilendirmektedir.

Çünkü bu geçiş oyları ilerideki muhtemel ikili rekabetin, “DIŞ KESİŞİM KÜMESİ"ni oluşturmaktadır.

Her iki başkan da bu oylar ile başkan olduklarını bilmektedirler.

CHP ve Başkanlar ya bu oyların bir kısmını elde tutmayı seçecekler ya da bu emanet oyların gerçek merkezi yapıda temsil edilmesini sağlayıp, demokratik geri dönüşüm sürecini tamamlayacaklardır.

CHP'nin önümüzdeki iç mücadele alanı burası gibi görünüyor.


İşte önümüzdeki siyasal süreç budur.

 

Ya gerçek,

Sararmamış,

Sararmayacak,

Samimi,

Araçsal ve pragmatist olmayan,

İçerikli ve programlı bir MERKEZİ DÜŞÜNÜŞ İKLİMİNİ TEMSİL EDECEK OLUŞUM/ve-veya DÖNÜŞÜM olacak, ya da CHP'nin bu ödevi nasıl değerlendireceğini deneyimleyeceğiz.

 

Bu riski göze alacağız.

 

Emanet oyların yeniden atomize olması halinde ise geri dönüşü olmayan, Sembolik Cumhuriyet ve Demokrasi üzerinden otoriter bir siyasal düzene razı olmuş olacağız.


Belki çok daha fazlasına.


Haydi buyurun.


Biraz çerçeveyi genişletelim.

Nefesi açılan toplumu oksijensiz bırakmayalım.

 

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.